![]()
![]()
| [Afrika'da Türk Okulları -1] 'Afrika'da, okumazsan ölürsün' | |
| Türk okullarını ziyaret etmek üzere Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın davetlisi olarak bir grup akademisyen ve gazeteciyle birlikte, 26 Ocak-2 Şubat 2007 tarihleri arasında Kenya ve Güney Afrika cumhuriyetlerini kapsayan bir geziye katıldım. Türkiye ile bulundukları ülkeler arasında barış köprüleri kuran Türk okulları açısından son on yılın en önemli gelişmesi, bunlara belki en çok ihtiyaç duyulan siyah Afrika'daki gelişmesi. Bugün Afrika'nın otuz kadar ülkesinde elliden fazla Türk okulu hizmet veriyor. Zaman okurlarının, bu gezide gerek Afrika'nın içinde bulunduğu koşullarla, gerekse oradaki Türk okullarının verdikleri hizmetlerle ilgili olarak yaptığım gözlemleri ilginç bulacaklarını umuyorum. | |
![]() |
|
|
28 Ocak akşamı Johannesburg'daki Türk lisesi, Horizon International High School ya da Türkçe adıyla Uluslararası Ufuk Lisesi'nin modern ve pırıl pırıl binasındayız. Giriş kapısının üzerindeki levhada "The hand of friendship has no colour/Dostluğun rengi yoktur" yazıyor. Toplantı salonuna alınıyoruz. Okul müdürü, ODTÜ Matematik Bölümü mezunu, çakı gibi bir genç adam olan Gürtuğ Yalvaç, biz Türkiye'den gelen konuklara okul hakkında brifing veriyor. Sözlerini Güney Afrika Cumhuriyeti'nde ırk ayrımını sona erdiren, bu uğurda 27 yıl hapis yatan efsane lider Nelson Mandela'dan bir alıntıyla tamamlıyor: "Dünyayı değiştirmek için en güçlü silah, eğitimdir..."
Söz sırası, İngilizce öğretmenlerinden Nasreen Williams'a geliyor. Bir siyah-beyaz melezi olan Williams, Hıristiyan iken Müslümanlığı benimsemiş. Sınıfların kalabalık olmayışı, öğretmenlerin kalitesi, sağlanan disiplin ve benzeri üstünlükleri sayesinde Horizon School'un bölgedeki en iyi okullardan biri olduğunu anlatıyor; bunun için emeği geçen bütün Türklere teşekkür borçlu olduklarını söylüyor. Sözlerini bitirirken siyah Afrikalılar için eğitimin taşıdığı önemi çok veciz bir şekilde ifade ediyor: "Burada iyi bir eğitim görmeyen, ölüme mahkumdur..." Demek istediği şu: Yoksullukla artan suçlarla, AIDS başta çeşitli hastalıklarla boğuşan Afrika'da, okumazsan ölürsün.
Beş kardeşten ikisi öldürülmüş
Williams'tan sonra simsiyah bir öğrenci, bizleri şoke etmek istercesine haykırarak sahneye fırlıyor. Bu, 16 yaşındaki Khangelani Mhaleni: 17-19 Haziran 2006 tarihleri arasında İstanbul'da yapılan Uluslararası Türkçe Olimpiyatı'nda gümüş madalya kazanan genç. Türkçe konuşuyor. İçinde büyüdüğü ortamı tasvirle başlıyor. Beş erkek kardeşinden ikisi kurşunlanarak öldürülmüş. Diğer ikisi işledikleri suçlardan dolayı hapiste. Üç kız kardeşinden biri trafik kazasında can vermiş. Horizon School'da okuma fırsatı bulmanın kendisine ne büyük bir ayrıcalık sağladığını anlatıyor. Türkiye ziyareti sırasında gördüğü yakınlıktan duyduğu mutluluğu dile getiriyor. Yalova'da, Afrikalı siyah öğrenciler eğitim görsün diye aralarında para toplayan işadamlarıyla tanışmasını anlatıyor, onlara duyduğu şükran duygularını ifade ediyor. Gaziantep'te yabancı bir futbol yıldızı sanılmasıyla ilgili anılarını aktararak hepimizi kahkahalara boğuyor. Sonra babası söz alıyor. Oğlunun Türkiye'ye derin bir sevgi duyduğunu, doğrusu onun artık Afrikalıdan çok bir Türk sayılması gerektiğini söylüyor. "Oğlum işlenmemiş bir elmas cevheri gibiydi... Bu okulda işlendi, bir pırlanta oldu... Bu okula sahip olduğumuz için çok şanslıyız..." diyor.
Johannesburg'da geçirdiğimiz o akşam, Afrika'daki Türk okullarının işlevini kavramak açısından yaptığımız gezinin belki en öğretici tecrübesi oldu. Ama Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın daveti üzerine, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin telkinleriyle kurulan Türk okullarını görmek üzere Kenya ve Güney Afrika cumhuriyetlerine yaptığımız bir haftalık ziyaret, Johannesburg'da değil, 27 Ocak günü Kenya'nın başkenti Nairobi'de başladı. Tunus'ta geçirdiğim birkaç saat sayılmazsa Afrika kıtasına ilk kez ayak basıyordum ve itiraf edeyim ki bu seyahatten önce Nairobi hakkında hemen hiçbir şey bilmiyordum. Bildiklerim sadece PKK lideri Abdullah Öcalan'ın 1999 Şubat'ında Amerikalılar tarafından Türkiye'ye burada teslim edildiğinden; El Kaide'nin New York'taki İkiz Kuleler'den önceki en dehşet verici terör saldırılarından birinin Ağustos 1998'de Nairobi'deki ABD büyükelçiliğini hedef aldığından ibaretti.
Yoksulluk ve sefaletin başkenti: Kibera
Nairobi (ya da Kenya Havayolları'nın Kisvahili dilini konuşan tatlı dilli hosteslerinin telaffuzuyla "Narobi") Afrika'nın göbeğinde, ekvatorun yalnızca 80 km kadar güneyinde, deniz seviyesinden 1800 metre yükseklikte, geceleri serin, gündüzleri sıcak, yıl boyunca tek bir mevsimin yaşandığı, insanı dinç tutan bir havası, yemyeşil parkları olan bir şehir. Zaten yerel dilde Nairobi, "yeşil ve sulak yer" anlamına geliyor. 1963'te sona eren sömürgelik döneminde, 85 yıl kadar önce İngilizler tarafından kurulan Nairobi, adeta Kenya'nın bütün çelişkilerini, kontrastlarını içinde barındıran bir kent.
Kent merkezi şaşırtıcı ölçüde düzenli ve bakımlı; ancak kentin biraz dışına çıkıldığında düzgün yol kalmıyor. Bir yanda dünyanın belki en güzel bitki örtüsü içinde, yüksek duvarlarla çevrili, çoğunda varlıklı beyazların (bu arada 40 bin dolayında İngiliz'in) yaşadığı, elektrikli tellerle çevrili ve özel güvenlik şirketlerince korunan konaklar ve çiftlikler var... Öte yanda, 1,5 milyonluk kentin yaklaşık üçte birinin tarifi imkânsız bir yoksulluk içinde yaşadığı ünlü Kibera bölgesi... Teneke evlerde barınan insanların AIDS, kolera, sarı humma ve sair hastalıklardan telef olduğu Kibera'yı görmeyen, bu dünyada yoksulluk ve sefalet ne demek olabilir, bilemez. Kibera'nın içinden ancak kapıları sıkı sıkıya kapalı bir minibüsle geçebildik...
Kenya'nın toplam nüfusu, tam olarak bilinmemekle beraber, 35 milyon civarında. Nüfusun % 99'unu oluşturan siyahlar yedi büyük kabileye ayrılıyor. Bunların en büyüğü nüfusun yaklaşık beşte birini oluşturan Kikuyu kabilesi. Kenya'nın ortak ve resmî dili İngilizce. İkinci resmî dil ise Kikuyu dili ve Svahilinin karışımı olan Kisvahili. Nüfusun yaklaşık yarısı Protestan, üçte biri Katolik, onda biri Müslüman, geri kalanı da yerel dinlere mensup. Kenya'daki dinsel çoğulculuğu, Nairobi'de attığınız her adımda görmek mümkün; kiliseler, camiler ve Hindu tapınakları yan yana yükseliyor. Kenya'da Hindistan'a benzer çok-hukukluluk düzeni var; yani dinsel gruplar özel hukuk, aile hukuku alanında dinsel kurallarını uyguluyor. Müslüman erkekler birden çok eş alabiliyorlar. Çokeşlilik Müslümanlara özgü değil; diğerleri arasında da yaygın. Çünkü bu henüz etkinliğini yitirmemiş bir Afrika geleneği.
Kenya'nın olağanüstü genç bir nüfusu var; yarısı 14 yaşın altında. Halkın dörttü üçü tarımda çalışıyor: Çay, kahve, mısır, buğday ve şeker kamışı, elde edilen başlıca ürünler. Her on Kenyalıdan biri HIV/AIDS hastası. Kenyalıların ortalama ömrü 50 yılı geçmiyor. Kişi başına gelir 1.200 dolar civarında; ama gelir dağılımı olağanüstü bozuk. Öyle ki, halkın en düşük gelirli yüzde 10'u, toplam gelirin yüzde 2'sini alırken, en yüksek gelirli yüzde 10, gelirin yüzde 40'ını elde ediyor. Büyük çoğunluk yılda 400-450 dolar bir gelirle yaşıyor.
Kenya'da ikisi ilköğretim okulu, ikisi de lise olmak üzere, toplam bin kadar öğrenciye hizmet veren 4 Türk okulu var. Bunların ikisi başkent Nairobi, ikisi de Doğu Afrika'nın en büyük limanlarından biri olan Mombasa'da bulunuyor. Biz Nairobi'deki Light Academy/Işık Akademisi okullarını görme fırsatını bulduk. Okulların bağlı olduğu Ömeriye Eğitim ve Sağlık Vakfı'nın başkanı ve bir kimya öğretmeni olan Sayın Mehmet Yavuzlar, okulların genel müdürü Boğaziçi Üniversitesi mezunu bir fizik öğretmeni olan Tufan Aydın ve vakfın hukuk danışmanlığını yapan, Hindistan asıllı bir Müslüman olan avukat Ömer Amin Bey'den okullar ve Kenya'daki koşullar hakkında ayrıntılı bilgi aldık; çoğu Boğaziçi, ODTÜ ve Marmara üniversiteleri mezunu olan Türk öğretmenlerle sohbet ettik. Hemen hepsi Afrika'ya hizmet vermekten büyük bir manevi tatmin duyduklarını anlattılar. İlkokula ziyaretimiz cumartesiye rastladığından, öğrenciler yoktu. Fakat 11-12 yaşlarındaki dört kız öğrenci, bize özel bir gösteri sundular ve çeşitli Türkçe şarkılar söylediler.
Kenya'nın en başarılı beş okulundan biri
Kenya'da ilköğretim okulları 8 yıl, liseler 4 yıl süreli. Eğitim henüz zorunlu değil. Kamu okullarının ücretsiz hale gelmesi ancak son yıllarda mümkün hale gelmiş. Işık Akademisi okulları, öğrencilerden yılda 2 bin dolar dolayında ücret alıyorlar, başarılı öğrencilere burs sağlıyorlar. İlkokulda 240, lisede 300 dolayında öğrenci okuyor. İlkokuldaki öğrencilerin yarısı, lisedekilerin de üçte biri Müslüman ailelerin çocukları. Matematik, fen, bilgisayar ve 4. sınıfta başlayan Türkçe dersleri, Türkiye'den gelen, diğer dersler Kenya Eğitim Bakanlığı'nın tayin ettiği öğretmenler tarafından veriliyor. Çok farklı dini gruplara hizmet verilen okulda, tamamen laik bir eğitim veriliyor.
Yerel gelenekler uyarınca cinsel hayatın erken yaşta başladığı ve AIDS başta olmak üzere cinsel hastalıkların yaygın olduğu Kenya'da hayati bir konu olan cinsel eğitimin ilkokulda başlaması, şaşırtıcı değil.
Öğrencilerinin çoğu yatılı olan Light Academy lise bölümünde okul-aile birliğinden İsmail Ramadhan, Joseph Bogonko ve eşiyle sohbet, ailelerin okullara bakışını öğrenmek açısından güzel bir fırsat oldu. Okulu övmekle bitiremediler... Üniversiteye giriş sınavında en başarılı beş okul arasına girdiğini, burada öğretmenlerin öğrencilere kardeş gibi davrandıklarını, çocukların hafta sonlarında eve gelmek dahi istemediklerini anlattılar. Bay Bogonko bu okulda "mide demokrasisi"nin çok gelişmiş olduğunu (!) yani çok kaliteli yemek verildiğini belirtmeyi ihmal etmedi. İsmail Bey, dört oğlunun da bu okuldan mezun olduğunu; bunlardan birinin şimdi İstanbul'da Fatih Üniversitesi'nde okuduğunu anlattı. Türkiye'de 450 öğrenci arasında yapılan bir Türkçe yarışmasında madalya kazanan lise son sınıf öğrencileri İsa Ares ve Abdülhakim Aden ile tanıştık.
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
| Sağduyuya alkış yağmuru | |
| Türkiye'nin dört bir yanından gelen milletvekillerinin Meclis'in ilk gününde ortaya koyduğu sağduyulu tavır, toplumu rahatlattı. | |
![]() |
||||
| Meclis'teki yemin töreni önceki gün sıcak görüntülere sahne oldu. MHP lideri Bahçeli ile DTP lideri Türk'ün tokalaşması törene damgasını vurdu. | ||||
|
| ||||
| ||||
Özellikle kavga edecekleri ileri sürülen MHP'liler ile Demokratik Toplum Partisi (DTP) milletvekillerinin el sıkışması büyük takdir topladı. Siyasetçisinden gazetecisine, akademisyeninden sokaktaki sade vatandaşına kadar toplumun her kesimi, tarihî tablonun mimarı olan MHP lideri Devlet Bahçeli ile DTP lideri Ahmet Türk'ü alkışladı. Medya da sağduyulu tavra tam destek verdi. Gazetelerin büyük bölümü Bahçeli ile Türk'ün fotoğrafını "İyi başlangıç" ve "Özlenen tablo" gibi başlıkla duyurdu. Meclis'teki tören en çok 1991 yılındaki Kürtçe yemin krizine tanık olan isimleri umutlandırdı. Eski Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin'e göre, fotoğraf, 1991'de yaşananlardan ders alındığını gösteriyor. "1991'de Kürtçe yemin edilmesi olumsuz bir başlangıçtı ve her şey oradan başladı, öyle devam etti. Fakat bunun ülkeye de, bölgeye de hiçbir yararının olmadığı anlaşıldı." diyen Çetin, "Bu kez her şey olumlu başladı ve inşallah böyle devam eder." temennisinde bulunuyor.
Eski Bakan Ömer Barutçu, iki liderin siyaset anlayışını överken, "Bu fotoğrafı, iki liderin tecrübesine ve aklına bağlamak lazım." görüşünü dile getiriyor. Eski milletvekili Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş, yemin töreninde yaşananlar için, "Türk halkını ümitlendirici çok güzel sahneler." nitelendirmesinde bulunuyor. Türk Ocağı İstanbul Şube Başkanı Dr. Cezmi Bayram'ın yorumu da dikkat çekici: "Diyaloğun ilk şartı selamlaşmak ve el sıkışmaktır. Ben bunu, bir diyalog başlangıcı olarak görüyorum."
1991'deki yemin krizi sırasında Parlamento'da yer alan isimlerden DP Genel Başkan Yardımcısı Nevzat Ercan, ülkeyi gererek bir yere varılamayacağının altını çiziyor. Ülkenin sorunlarının çözümü için ilk şartın barış ve huzur olduğuna dikkat çeken Ercan, "1991'de olanlar keşke yaşanmasaydı. O günün şartlarında dokunulmazlıkların kaldırılması için oy verdim. Ancak kimseye husumet içinde değilim. Onları geçmişte bırakıp önümüze bakalım." görüşünü ifade ediyor. Kürtçe yemin krizinin mağdurlarından DTP Muş Milletvekili Sırrı Sakık ise çok acı çektiklerini belirterek; ancak halkın kendilerini yaraları kaşımak için değil, sorunlarını çözmek için yeniden Meclis'e gönderdiğinin altını çiziyor.
MHP ile DTP arasındaki yakınlaşmaya siyaset dünyasının yanı sıra medyadan da tam destek geldi. Basın dünyasının duayen isimlerinden Mehmet Barlas, gelinen noktayı değerlendirirken kriz üretim merkezlerinin çalışmalarına bir süre ara vermesi tavsiyesinde bulunuyor. Toplumun çok farklı kesimleri ve ülkenin değişik coğrafyalarında yaşayan insanların oylarını 'istikrar' yönünde kullandığını belirten Barlas, yemin törenindeki havanın bu gerçeğin iyi algılandığını gösterdiğini vurguluyor. Hürriyet Gazetesi başyazarı Oktay Ekşi, söz konusu tablonun sadece DTP ve MHP arasında değil, Parlamento'nun bütün kanatları arasında yaşanması gerektiğini kaydediyor. Geçmişteki kavgaları yakından gözlemleyen Zaman Gazetesi yazarlarından Ahmet Selim, kutuplaşmaya değil, itidale doğru değişimin hakim olması durumunda hem Kürt kökenli aydınların farklılaşmak zorunluluğunu hissedeceğinin hem de bölücülük ve terör düşüncesinin gerileyip söneceğinin altını çiziyor. Görüşler özetle şöyle:
Hikmet Çetin (Eski Meclis başkanı): Herkes yaşananlardan ders almış
Bahçeli ile Türk'ün vermiş olduğu fotoğraf her şeyi ifade ediyor.
Fotoğraf, 1991'de yaşananlardan ders alındığını gösteriyor. Özellikle
yemin töreni bunun en önemli göstergesi. 1991'de Kürtçe yemin edilmesi
olumsuz bir başlangıçtı ve her şey oradan başladı, öyle devam etti.
Fakat bunun ülkeye de bölgeye de hiçbir yararının olmadığı anlaşıldı.
Bu kez her şey olumlu başladı ve inşallah böyle devam eder. Bu ülkenin
barışa, istikrara, huzura ihtiyacı var. Oradaki herkes halkın oyuyla
gelmiştir. Demokratik kurallar içerisinde hoşgörü, diyalog ve uzlaşmayı
sürdürmek lazım.
Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş (Eski milletvekili): Meclis'te çok güzel sahneler yaşanıyor
Seneler önce aynı bölgelerden gelmiş olan bazı milletvekillerinin
Türkçeden başka bir dilde yemin etmek istemeleri ve benzeri halleri,
Türk halkında büyük üzüntüye yol açmıştır. Ondan sonra ortaya çıkan
müessif olayları hepimiz hatırlıyoruz. Yeni Meclis'imizin açılışında
ise bu tip endişe verici olaylar olmamıştır. Türk halkını
ümitlendirici, çok güzel sahneler yaşandı. Bundan önceki Meclis'in çok
yoğun bir çalışmayla önemli kanunları çıkardığını ve diğer faaliyetleri
yürüttüğünü biliyoruz. Şimdiki Meclis ise bazı ağır problemleri çözme
göreviyle karşı karşıyadır. Bunlar terör, Irak meselesi, AB'nin bize
kabul ettirmek istediği bazı olumsuz hususlardır. Yeni Meclis'imiz
açılışta verdiği olumlu manzarayı devam ettirir ve partilerimiz yapıcı
bir şekilde çalışırlarsa bu ağır meselelerin de üstesinden Türkiye
gelebilir. En kötü ihtimal Meclis'te ideolojik çekişmeler, aşırı
istekler, militanca beyanlar ve kavgalardır. Böyle bir durum
Türkiye'ye, Türk demokrasisine ve milli bütünlüğümüze ağır faturalar
ödetebilir.
Cem Özdemir (Avrupa Parlamentosu Yeşiller Grubu üyesi): MHP de, DTP de Türkiye gerçeği
Gerek MHP gerekse DTP birer Türkiye gerçeği. Önümüzdeki beş
yılda rekabetin bu şekilde devam etmesini temenni ediyorum. Biz de
Avrupa'da farklı partilerde politika yapıyoruz. Ancak karşıdakileri
düşman olarak görmemek gerekiyor. Önceki Meclis'e göre bu Meclis'te
toplumun farklı kesimleri de kendilerini temsil imkanı buldu. Umarım
ileriki zor dönemlerde dünkü görüntüler hatırlanır ve ona göre hareket
edilir. Meclis'teki bu tür bir hareket tarzı, toplumda da olumlu hava
oluşmasına katkı sağlar.
Gazeteci-yazar Mehmet Barlas: Halk gerginliğe 'hayır' dedi
Bu son seçimde de Türk seçmeni görüşünü açıkladı. Gerginliğe ve kavgaya
'hayır' denildi. Toplumun çok farklı kesimleri ve ülkenin değişik
coğrafyalarında yaşayan insanlar, oylarını 'istikrar' yönünde
kullandılar. Yeni TBMM'nin yemin törenindeki hava da, bunun büyük
çoğunluk tarafından algılandığını gösteriyor. Bu gerçeklerin ışığında,
varlık sebeplerini gerginliklerde ve siyasi gerilla savaşçılığında
bulanların, kendilerine hakim olmaları şart. Seçim öncesi yaptıkları
tahminlerle bu toplumun eğilimlerini algılamaktan aciz oldukları
kanıtlananların, aynı aymazlığı seçim sonrasında da sürdürmeleri, en
azından umursamazlıktır.
Hürriyet Gazetesi yazarı Oktay Ekşi: Göstermelik olmamasını diliyorum
Dilerim
bu başlangıç, yasama dönemimizin sonuna kadar aynı anlayışla devam
eder. Bu tavırların göstermelik olmamasını diliyorum. Parlamento
görüşmeleri her zaman heyecanlı, sinirlerin kontrolünün zor olduğu
günler geçirdi. Dünkü tablonun sadece DTP ve MHP arasında değil
Parlamento'nun bütün kanatları arasında yaşanmasını diliyorum. Siyaset
bu olgunluğa ve adaba sahiptir. İleriye iyimser bir şekilde bakmalıyız.
Siyaset pratiğinin bu tabloyu ciddi bir biçimde sınayacağını
düşünüyorum.
Gazeteci-yazar Ahmet Selim: Bölücülük ve terör söner
Meclis'teki durumun farklılaşmaya yol açmasını, farklılaşma
niyetinin doğmasına veya güçlenmesine katkı yapmasını diliyorum. Kesin
bir kanaatim var: Aydınlarımız, kutuplaşmaya doğru değil itidale doğru
değişirse, hem Kürt kökenli aydınlar farklılaşmak zorunluluğunu
hisseder hem de bölücülük ve terör düşüncesi gerileyip söner.
Olabilirlikler algısının realist yönde değişmesi kaçınılmazdır.
İmkansızları bilmek, imkanlardan yararlanmanın temel şartıdır. Bunu
daha fazla gecikmeden sağlamak aydınların namus borcudur. Fikrî olgu,
her türlü belirleyici faktörden daha çok ve daha öncelikli
belirleyicidir. İhanet gafletle, gaflet nefsaniyetle beslenir.
Sorumluluk şuurunun temiz, berrak, hakikat sevgisini üstte tutan,
itidal cesaretine sahip düşünce üretimleriyle kardeşliğin, gerçekliğin
çözümü gelir.
Sırrı Sakık (DTP Muş milletvekili): Halk 'kavga istemiyoruz sorunlarımızı çözün' dedi
Halkımız, 'Gidin sorunlarımızı çözün. Biz kavga, kan ve şiddet
istemiyoruz' dedi. Biz de bunun ruhuna uygun davranacağız. Diyaloğu,
hoşgörüyü sürekli kullanacağız. Dilerim bu hava sürer. 1991'in
mağdurları bizleriz, çok acı çektik. Resmen Parlamento'da darbe
yapıldı, yaka paça dışarı atıldık. Ama yaralarımızı kaşımak
istemiyoruz, sorunlarımızı çözmek istiyoruz. Bir kural vardır,
yaralanan yere ateş basılır nüksetmesin diye. Biz de nüksetmemesini
istiyoruz.
Nevzat Ercan (DP Gen. Bşk. Yard.): Çözüm için evvela barış ve huzur olması lazım
Evvela istikrar, barış ve huzur olması lazım ki ülke, sorunlarını
çözerek yol alsın. 1991'de olanlar keşke yaşanmasaydı. O dönem
dokunulmazlıkların kaldırılmasını eleştirenler de olabilir, ben o
kanaatte değilim. Bırakıp onları geçmişte, önümüze bakalım. Hepimiz bu
ülkenin insanıyız, kardeşçe yaşamalıyız. Belli birtakım mihraklar,
insanları birbirine düşürecek senaryoları gündeme sokmuştur. Bu
oyunları birlikte bozmalıyız. Meclis, böyle bir görüntü verdi.
Hasan Korkmazcan (Türk Parlamenterler Birliği Başkanı): Olumlu havanın devamı her vekilin sorumluluğu
Her bir milletvekili için özel sorumluluk gerektiren bir dönem.
TBMM'nin 23. dönem çalışmaları bütün ülkede iyi izlenimler yaratan bir
atmosferde başlamıştır. Bu durumun korunmasında, siyasi partiler ve
gruplar kadar milletvekillerinin kişisel tutumları da rol oynayacaktır.
Bu dönmede görev alan TBMM üyelerinin ülkemizin içinde bulunduğu
şartları dikkate alarak daha duyarlı davranacakları umudu içindeyiz.
Ömer Barutçu (Eski bakan): Fotoğrafı, iki liderin aklına bağlamak lazım
Bahçeli ile Türk'ün verdiği fotoğraf, iki liderin şahsı ve
duruşuyla ilgili. Türk'ü yakından tanıyorum. Kendisi fevkalade düzgün
bir insan ve eski bir siyasetçidir. Türkiye'nin durumunu da iyi bilen
bir siyasetçidir. Keza Sayın Bahçeli de aynı duyarlılıklara sahip. Bu
fotoğrafı, iki liderin tecrübesine ve aklına bağlamak lazım. İnşallah
bu görüntü bir fotoğraf olarak kalmaz. Cumartesi günkü manzara,
geleceğe olumlu bakmamız için tek başına yeterli değil; ama önemli bir
göstergedir.
Dr. Cezmi Bayram (Türk Ocağı İstanbul Şube Başkanı): El sıkışmayı bir diyalog başlangıcı olarak görüyorum
Türkiye'nin iç meselelerle kaybedecek zamanı yok. İnsanlığın bizden
beklediği görevler var. Bu manzaranın sağduyulu ve akılcı bir şekilde
devam ettirileceğini ümit ediyorum. Bu fotoğraf, meselelerin
soğukkanlılıkla müzakere edilmesi imkanını doğuracaktır. Diyaloğun ilk
şartı selamlaşmak ve el sıkışmaktır. Ben bunu, bir diyalog başlangıcı
olarak görüyorum.
MHP
Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile Demokratik Toplum Partisi (DTP) lideri
Ahmet Türk'ün el sıkışması, gazete sayfalarına olumlu yansıdı.
Başlangıcın 'iyi' olduğunu vurgulayan gazeteler, Meclis'in böyle devam etmesi temennisinde birleşti. Yeni Şafak gazetesi, ilk günde ortaya çıkan tabloyu 'Hep böyle olsun' başlığıyla manşetten verdi.
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in Parlamento'daki yerinin boş kaldığına dikkat çeken gazete, birinci sayfasında Bahçeli ve Ahmet Türk'ü tokalaşırken gösteren fotoğrafı kullandı.
Hürriyet'in fotoğraf tercihi de iki liderin el sıkıştığı tarihi anı gösteren kare oldu. Fotoğrafa 'Buzları eriten tokalaşma' ifadesi eşlik etti.
Sabah gazetesi, yemin törenini 'Başladığı gibi sürsün' başlığıyla manşetine taşıdı. İç sayfada ise 'Türkiye'nin özlediği tablo' başlığı kullanıldı. Gazetenin genel yayın yönetmeni Ergun Babahan, yazısında şu yorumu yaptı: "Meclis'te tanık olduğumuz tokalaşma, sıradan bir olay değildir. Karşılıklı yanlışların kabulü, çözümün diyalog ve karşılıklı saygıdan geçtiğinin bir kanıtıdır. DTP, diyalog yönünde adım atarak işe başladı."
Vekillerin yemin törenini manşetten duyuran gazetelerden Star, 'Yeni döneme zarif başlangıç', Radikal ise 'Başladığı gibi bitsin' başlığını tercih etti.
Vatan gazetesi, 'Güzel başladı' başlığıyla verdiği haberde DTP'li vekillerin Devlet Bahçeli'nin yanına giderek tokalaşmasını 'şık bir jest' olarak değerlendirdi. Gazete yazarlarından Güngör Mengi de 'Güzel bir Meclis' başlıklı köşe yazısında Parlamento'nun açılışının TV kanallarına bayram coşkusu havasında yansıdığını kaydetti.
Milliyet gazetesi, diğer gazeteler gibi Ahmet Türk ile Devlet Bahçeli'nin tokalaştığı fotoğrafı birinci sayfasından yayınladı. Tarihi anı "Meclis'te sıcak başlangıç" başlığıyla okurlarına aktaran gazetenin yazarlarından Güneri Cıvaoğlu, Meclis tarihinde yer etmiş olaylara gönderme yaptı. Cıvaoğlu, "Meclis salonuna anıların penceresinden bakarken, sıralardaki milletvekili dağılımı yüreğimizle örtüşmese de demokrasi adına günün keyfini çıkarmak gerektiğini düşündüm. Hayırlı olsun." dedi.
İstanbul, Zaman
Yorum (1) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
22 Temmuz seçimlerinde 726 bağımsız aday yarışıyor. Bazı milletvekili adaylarının ne parti desteği var ne de seçim bölgelerinde ciddi tabanları.
![]() |
| Bağımsız aday Atalay, Çorum'daki mitinge kimse gelmeyince güvenlik önlemi alan 70 polisten oy istedi. |
|
|
Durum böyle olunca bu adayların seçim çalışmaları ilginç görüntülere sahne oluyor. Halil İbrahim Atalay, Çorum'dan bağımsız aday. Dün günlerce duyurusunu yaptığı bir miting düzenledi. Kendi imkanlarıyla ses sistemi kurdu. Alanın her yanına resimlerini ve pankartlarını astı. Ancak mitinge polis ve gazetecilerden başka kimse gelmedi. O yılmadı; boş meydanda dakikalarca konuştu. Hatta polis ve gazetecilerden oy istedi. Milletin er ya da geç kendisini anlayacağını söyledi. Atalay, "Vatandaşlarıma güveniyorum. Beni Meclis'e gönderecekler. Benim projelerim Türkiye'nin kurtuluşu olacak." dedi. 8 genel başkanın 1. sıra milletvekilliği teklifini kabul etmediğini de iddia etti: "Benim peşimden partiler çok koştu. Üç partiye kapımı açtım ve 1. sıra adaylık ve bakanlık olmazsa aday olmam dedim. Tarım ve Köyişleri Bakanlığı'nı istedim. Şartımı kabul etmedikleri için teklifleri reddettim. Hepsinin adaylık teklif ettiği konuşmalar, cep telefonumda kayıtlı. Ben de halkımın beni seçeceğini bildiğim için bağımsız olarak aday oldum." 44 yaşındaki Atalay, ikinci mitingini ayın 19'unda Sungurlu'da yapacak.
Burçin Selçuk Dokgöz, Çorum
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
|
||||||||||||||
krasinin gelişmesi için Meclis içinden bir aday üzerinde uzlaşılmasını isteyen STK'lar, 550 milletvekili dururken dışarıdan isim dayatılmasını 'milletin iradesine saygısızlık' olarak görüyor.
Baykal'a en büyük tepki iş dünyasından geldi. Parlamento'nun iradesine saygı duyulması çağrısında bulunan Türk-İş Başkanı Salih Kılıç, işçinin siyasilerden birinin Köşk'e çıkmasını beklediğinin altını çiziyor. Hak-İş Başkanı Salim Uslu, sürekli fikir değiştiren Baykal'ı anlamakta zorlandığını dile getirirken, DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, ilk tercihin Meclis içinden olması gerektiğini; ancak bu konudaki ısrarın da yanlış olduğunu ifade ediyor. MÜSİAD Başkanı Ömer Bolat, CHP'nin atılan olumlu adımlara karşı uzlaşmamak için başka bir hamle yaptığını düşünüyor. Kamu-Sen Başkanı Bircan Akyıldız, "Halk tarafından seçilerek Meclis'e giren 550 vekil cumhurbaşkanı olmayı hak etmiştir." diyor. TUSKON Başkanı Rızanur Meral de, CHP liderinin tutumunun ülkeyi gerdiğine dikkat çekiyor. Meral şu uyarılarda bulunuyor: "Yeni dönemde sağduyu ile ülkeyi gerginliklerden uzak tutacak çözümlere gitmek gerekir. Gerilim tırmandıkça bu hava, iş dünyasına büyüme, istihdam ve yatırım kaybı olarak geri dönüyor." TOBB ise konuya farklı bir açıdan yaklaşıyor. Cumhurbaşkanını halkın seçmesinin tartışmaları bitireceğine işaret eden Başkan Vekili Halim Mete, halkta da böyle bir beklentinin oluştuğunu belirtiyor. Meclis'in seçmesi durumunda adayın Parlamento'dan belirlenmesini isteyen Mete, CHP'nin tavrını da seçim sürecine bağlıyor: "Sandıktan sonra daha sağlıklı hareket edecektir." İş dünyasının yanı sıra toplumun diğer kesimleri de Baykal'ın önerisine soğuk bakıyor. Hukukçular Derneği'nin Başkanı Hüsnü Tuna, CHP liderinin uzlaşmaktan ziyade kendi istediği kişileri cumhurbaşkanı yapmayı amaçladığını söylüyor. Tüm Öğretim Üyeleri Derneği eski Başkanı Tahir Hatipoğlu'na göre de, Meclis dışından aday şartı 'zinde güçlerin' memnun kalacağı bir ismi işaret ediyor. Hukuk ve Hayat Derneği Başkanı Nurullah Albayrak ise halkın tercihini 22 Temmuz'da sandıkta yapacağına dikkat çekiyor: "Vatandaş Köşk'e çıkacak adayın hangi parti tarafından seçilmesini istiyorsa 22 Temmuz'da ona oy verecek. Dolayısıyla çoğunluğu alan partiye cumhurbaşkanı adayını seçme hakkı da verecek." Görüşler özetle şöyle: Hak-İş Başkanı Salim Uslu:
Türk-İş Başkanı Salih Kılıç:
TUSKON Başkanı Rızanur Meral: MÜSİAD Başkanı Ömer Bolat: Kamu-Sen Başkanı Bircan Akyıldız: Hukukçular Derneği eski Başkanı Hüsnü Tuna:
Tüm Öğretim Üyeleri Derneği eski Başkanı Tahir Hatipoğlu: Hukuk ve Hayat Derneği Başkanı Nurullah Albayrak: TOBB Başkan Vekili Halim Mete:
ATO Başkanı Sinan Aygün: DİSK Başkanı Süleyman Çelebi:
|
||||||||||||||
| Hasan Bozkurt | ||||||||||||||
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
|
|||
Konuya ilişkin basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Mine Karakaş, Time Dergisi'ne kapak olma serüvenini şöyle anlattı; "Yaklaşık 2,5 ay önce Time Dergisi'nden röportaj yapmak istediklerini söylediler. İHH'yı aramışlar ve başörtüsü mağduru bir bayanla röportaj yapmak istediklerini söylemişler. Almanya Time muhabiri buraya geldi ve röportajı gerçekleştirdik. Bana söylenen 'başörtüsü mağdurlar üzerinde yapıldığını, başörtüsü mağduru kızlar neler yapmak istedi, yapamadı ve şu anda neler yapıyorları' gibi konuları öğrenmek istediklerini söylediler" Karakaş, başörtüsü sorunu nedeniyle Amerika Birleşik Devletleri'ne (ABD) okumaya gitmiş olmasının hikayesini ilginç kılmış olabileceğini düşündüğünü belirtti. Karakaş, "Röportaj sonrasında beni yeniden aradılar ve benim hikayemin daha önemli görüldüğünü ve fotoğrafımı çekmek istediklerini söylediler. Sanırım Amerika'da bir dönem bulunmuş olmam hikayemi ilginç kıldı" şeklinde konuştu. Time Dergisi'ndeki haberde AK Parti ile ilişkilendirilmesine anlam veremediğini ifade eden Karakaş, "Çeviride benimle ilgili kısımda sıkıntı olmuş olabilir. Şuan ki sistemi uygun bulduğum söylenmiş. Röportajın bitişinde, 'Seçimler geliyor AK Parti hakkında ne düşünüyorsunuz?' diye sordular. Ben de geçmişe göre Türkiye'nin durumunun iyi olduğunu söyledim. Bana dair bir haber yok. Son söylediğim alınmış. Benim söylediğim bir şey yok ortada. Belki çeviri daha farklı olabilirdi. Röportajın öncesi vardı. Ben de geçmişe göre şuan ki durumun iyi olduğunu söyledim, ama bunun öncesi haberde yer almamış" dedi. Son olarak, Türkiye'de başörtüsü sorunu nedeniyle okuyamadığı için ABD'ye 9 aylık İngilizce bir eğitim almaya gittiğini söyleyen Karakaş, ABD'de 11 Eylül olaylarının olduğunu sırada bulundukları için çok sıkıntı çektiğini ve New York'ta evlerinden 10 gün süreyle dışarı çıkamadıklarını ifade etti. Karakaş, "Başörtüsü sorunları sebebiyle ABD'ye gittim ve o dönem ABD'nin en sıkıntılı dönemiydi. New York'ta 10 gün dışarı çıkamadım. Sözlü saldırılara uğradım." şeklinde konuştu. |
|||
| cihan | |||
Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı